...

Ağzı kurumuştu,ayaklarından başına kadar bir ateş basmış,anında barsakları bozulmuş nedensiz paniğin verdiği hareketsizlik tüm bedenini kuşatmıştı.Korku içindeydi…Korkunun en korkunç yanı korku kaynağının belirsizliğiydi…

Hiç böyle şeyleri dert etmezdi önceden.Bu kadar evhamlı da değildi.Çok geç olmuştu…yok yok ona birşey olmazdı…ya olursa??

Çocukluğundan beri rüyalarında büyük havuzlar vardı.Ve o su’dan nasıl korktuğunu uyanıkken hiç anlatamıyordu.

-Hamamböceği mi?O minicik şeyden mi korkuyon,onnar öyle yuva eder gider.-dedi pansiyonculuk yapan yaşlı kadın.

Öleceğim,tam şimdi-hayır yok yok daha değil.Sen mi karar vercen zamanına!Çok korkuyorum yolunda gitmeyen birşeyler var.

KORKUYORUM HEM DE ÇOK!….

İnsanlığın tarihi kadar eski bir ilişki ; insan ve resim yapma eylemi. Bireysel ve içgüdüsel bir eylem olan resmetme işi, ilk insanın da tedavi aracıydı.Aslında dilin henüz oluşmadığı süreçte, bellekte yer alan görüntüler dizisi-binlerce resim, ağır yaşam koşullarının izlerini taşıyordu.İnsan; hergün doymak için öldürüyor ve her avında ölüm korkusu yaşıyordu. Barınma,üreme,beslenme gibi temel yaşam gerekleri dışında uykusu ve tekrar eden korku görüntüleriyle dolu rüyaları belki de bugünkü birincil ölüm korkusunun temellerini atıyordu.

Otto Rank ; ölüm korkusunu,doğum travmasına bağlayan incelemeleriyle Freud’un “Baba” merkezli psikanaliz sürecinde Anne alternatifini belirginleştirdi. O,korku temelinin ilk taşını bu “doğum anı “olarak belirlemişti.

Korku ögesi sanatçının hayatının her anında sanatında farklı yorumlarla ifade edildi. Öğrenilmiş olanın geriye dönüşü olmadığından , planlı düzenlemeler genellikle bu ögeyi kamufle etti. Sanatçılar , simge ve sembollerle farklı şekillerde sundular korkuyu.Çıkış kaynağı ne olursa olsun korkunun resim sanatındaki yorumları her zaman korkudan kurtulmak isteği taşıyordu. Hatta izleyiciyi tedirgin eden,kimi zaman irite eden, şaşırtıcı ve sarsıcı kompozisyonlar , özünde sanatçının bunu (bu rahatsızlığı) tek başına taşıyamamasından dolayı yapıldılar. İzleyici ile olan görsel paylaşımda sanatçı, izleyenin tepkileriyle kendisinin doğallığına kanaat getirdi. Küçücük çocukken oynanan birbirini korkutma oyunlarının hazzını anımsayalım, korkutan da aslında aynı derecede yaşadığı heyecan ve ürpertiyi diğeri üstünde yaşarken eğleniyordu. Çünkü diğeri de  , onun korktuğundan aynı şekilde korkuyordu,ve “korkutan” bunu oyuna çevirme başarısıyla sınıf  atlamış oluyordu.

Şimdi yeniden Otto Rank’e dönelim. Birincil korku; ölüm korkusunun tanımlanmasında anne karnından atılış (ya da çıkarılma) çocuğun ilk travmasıydı. Bu aynı zamanda ikincil korkuların inşasının başlangıcıydı. Baba figürü ikincil korkuların gelişimi ya da körelmesinde önemliydi. Sanat tam bu aşamada devreye giriyordu, ölüm korkusu ve diğerleriyle baş edebilmenin en güçlü yolu onlarla doğrudan ya da dolaylı ilişkide olmayı gerektiriyordu. İnsan bunu yapmak zorundaydı,ve bunu yaparken de, bunu çocukluğundaki oyuna çevirdi; tek bir farkla: işe her anlamda görsel bir şölen ekleyerek… Evet, korkusu kabul görmeliydi, izlenebilir, dinlenebilir, dokunulabilir olmalıydı.Ve olabildiğince insanüstü (şaşırtıcı,sarsıcı) olmalıydı ki ardından paylaşım da gelsin.

Resim sanatı ,”korku”dan beslendi… diğer sanatlar gibi. İnsanlar; savaşlar, yıkımlar gördüler ve kafalarında olanı, tuvallere , kağıtlara attılar,..tanrıyla hesaplaşırcasına mermerleri yonttular. Ama bireysel , ama kitlesel “Korku” sanatçının harekete geçmesi için en önemli neden oldu.(sürecek)

Kalfa 2010

Reklamlar