IMG_2383
gerçekte şöyle olması gerekirdi; kendini zeki sanan aptal bir insanın size sağlayabileceği kötülük.

şimdi insan denen yaratık, böyle bir şey duyduğunda doğal olarak şunu düşünüyor; “isterse evrenin en kötü niyetli insanı olsun, bana evrenin en büyük kötülüğünü yapmak istiyor olsun. sonuçta bu adam adı üstünde; ‘aptal’. istediği kadar çabalasın, bana hiçbir kötülük yapamaz ki. yapmak istediği her şeyi henüz o harekete geçmeden anlar, önlemimi ona göre alırım”. ama gelin görün ki, maalesef kazın ayağı hiç de öyle değil.

şöyle bir karşılaştırma yapalım örneğin; aptal insanın size zarar vermek için yapabileceği maksimum saldırı düzeyini fiziksel güce çevirirsek; bedeninize süngerden yapılmış bir bıçağı saplamaya çalışmasına eşit olsun diyelim. sizden daha mantıklı birinin size saldırması ise bedeninze gerçek metalden yapılmış bir bıçağı saplamaya çalışması ve dolayısıyla saplaması, sizi olay yerinde öldürmesi olurdu. hazır yeri gelmişken şunu da belirtmek gerekir; örnekten de görüldüğü gibi, sizden daha mantıklı bir insana karşı alınabilecek tek önlem ya size saldırmamasını beklemek, ya da saldırdığını farkettiğiniz anda arkanıza bakmadan kaçmaya çalışmaktır. yoksa gerçek bıçak bir anda karnınıza saplanır.

neyse, tekrardan aptallara dönmek gereğinde, şimdi insanoğlu doğal olarak şunu düşünüyor; süngerden bıçağı bana istediği kadar saplamaya çalışsın, isterse ömrünün sonuna dek milyonlarca kez denesin o bıçakla beni öldürebilmesinin mümkünatı yok. evet sıradan bir aptal ile karşılaşıldıysa, akıllı biri için doğru bir düşünce tarzı. ama eğer ki karşınızdaki aptal “kendisini zeki sanan bi’ aptal”sa ne yazık ki işler bu kadar iyi gitmiyor. tabi insan burada da şu şekilde düşünüyor; sonuç olarak ortada bir gerçek var. o da şu ki; bu adamın bana saplamaya çalıştığı bıçak süngerden yapılmış. saplamaya çalışan kişi istediği kadar o bıçağın metalden yapılmış gerçek bir bıçak olduğuna inanmaya çabalasın, realite değişmeyecektir.

evet, o da doğru. ama ne yazık ki burada şöyle bir şey oluyor; aptal adamın kafasında zekice bir fikir beliriyor ve diyor ki; “ben bu adama bir tane sünger bıçak sapladığımda bir kere ölüyorsa, ona bir çuval dolusu sünger bıçak saplayıp defalarca öldürebilirim”. yepp, dahiyane bir fikir. cidden çok “akıllıca”… ama bu “akıllılık” rahatlıkla anlaşılabileceği gibi tam bir “aptal akıllılığı”. neyse, doğal olarak olayın üstünde durmaya hiç gerek duymuyorsunuz. çünkü kafanızda basit bir hesaplama yapıp şöyle düşünüyorsunuz; “şimdi bu aptal gidip bir çuval dolusu sünger bıçak bulsa dahi, en kötü şartlarda gelip hepsini teker teker bana saplamaya çalışır. çuvaldaki bıçakların hepsini teker teker deneyip bitirene dek (örneğin 3saat boyunca) kendimi sıkar, sonra da planının boşa çıktığını görüp kös kös geri dönerken arkasından bakar, alay ederim”.

mantıklı bir fikir ama ne yazık ki olaylar şu şekilde gelişiyor; aptal adamımız dahiyane planını yürürlüğe koymak için sünger bıçak dolu bir çuval aramaya başlıyor. işte burada doğanın çok enteresan bir kuralı devreye giriyor. madeni parayla yazı-tura atıp dik getirmekten dahi daha zor bir olasılık gerçekleşiyor ve aptal adamımız aramaya başladığı gibi içi sünger bıçakla dolu koccaman bir çuval buluyor. evet, böyle enteresan bir doğa kuralı var; aptal bir adam kendi kafasına göre dahiyane bir plan yapıp yürürlüğe koyduğunda, şans faktörü akıl almaz bir şekilde adamın -değil yanında yer almak- sanki arkasından itip hedefine (bir de böyle bir durumda zekice bir hedef olsaydı ne kadar tehlikeli olurdu!) varmasını sağlıyor. hedefine varan aptalsa, doğal olarak bunu “mükemmel zekası (!)” ile başardığını düşünüp şans faktörünü aklına bile getirmeyerek elde ettiği bu başarıyla kendi zekasına olan saygısı bir kat daha artıyor.

siz de bu arada olup bitenleri şaşkınlık ve az biraz da kızgınlıkla izliyorsunuz: evrende gerçekleşmesi en zor olasılıklar gerçekleşiyor ve bu sebepten karşınızdaki aptal insan, planını istediği gibi yürütüyor. fakat sizi rahatsız eden planın gerçekleşmesi değil, karşınızdaki insanın zaten ziyadesiyle aptal ve kendini ultrazeka zannediyor oluşu yetmezmiş gibi bu son olay karşısında kendisini iyice akıllı zannetmeye başlaması ve artık gitgide sinir bozucu olmasıdır. ama yine de şöyle düşünürsünüz; “neyse, sonuçta ben her şeyi mucize niteliğindeki şansı sayesinde yaptığını biliyorum. o hala benden daha aptal, bu sebepten ötürü bana saplamaya çalışacağı sünger bıçaklar bana hiçbir zarar veremeyecek. çok az daha katlanıp şu salak sünger bıçaklarıyla beni öldürmeye çalışmasına salağa yatarsam hepsini teker teker deneyip bir işe yaramayacağını anladıktan sonra beni öldüremeyeceğini fark edip peşimi bırakacaktır. fakat -hiçbir zarar veremeyeceğini bile bile- bu sünger bıçaklardan kaçmaya çalışırsam karşımdaki insan beni kovalamaya devam edecek, ve de daha kötüsü gittikçe planının işe yaradığına daha da çok inanacak, kendi zekasına olan saygısı hiç durmaksızın daha da artacak ve beni yakalayana dek peşimi bırakmayacaktır. yakaladıktan sonra olacak olan da şu anda dişimi sıkıp biraz dayanabilirsem olacak olandan pek bir farkı olmadığı için, bu işi hiç uzatmadan ve kendimi gereksiz yere yormadan şimdi sonlandırmak en mantıklısı olacaktır.”

ve bu düşünce bulutuyla olduğunuz yerde durup karşınızdaki aptal insanın planını yürürlüğe koymasını beklemeye başlarsınız. sizdeki durağanlığı görüp, bunu ölümü kabullenmiş bir kurbanın umutsuzluğu olarak idrak eden aptal insan bundan akıl almaz bir zevk duyar ve yine zekasıyla övünmeye başlar. o anda bir süre kaçıp yakalanmak ile şu anda “teslim olmak” arasında bu açıdan pek de bir fark olmadığını anlar ve kendi kendinize “acaba diğer yolu mu seçseydim?” diye düşünmeye başlarsınız. fakat sonra diğer yolun da -yorucu bir kovalamaca oyunundan sonra- zaten yine aynı yere, buraya çıkacağını düşününce şu anda yaptığınız seçimin yerinde olduğunu düşünürsünüz. zaten artık seçiminizi değiştirmeniz mümkün gibi gözükse de pek mantıklı değildir; buradan diğer yola geçmeye kalkışmak sizi başlangıçta hiç olmayan, başlangıçtaki iki yolun toplamları kadar zor olan üçüncü bir yola sürükler.

neyse, yolunuzu değiştirmezsiniz ve plan aynen işlemeye devam eder. karşınızdaki insan, koca çuvalı sizin olduğunuz yere getirir, içindeki bıçakları önünüze dökmek üzeredir. çuvalın ipini çözüp döker ve içindekiler yere dökülüp küçücük bir tepe oluşturur. işte o anda çok enteresan bir şey dikkatinizi çeker; yerdeki bıçakların hepsi metalden yapılma gerçek bıçaklardır. bir anda başınızdan aşağı kaynar sular dökülür ve bunun nasıl olmuş olabileceğini idrak etmeye çabalarsınız. siz bunları aklınızdan geçirirken karşınızdaki aptal insan eline yerdeki bıçaklardan birini çoktan almış ve size saplamak üzeredir. siz daha ne olup bittiğini anlamaya çalışmakla-kaçmak arasında düşüncelerde gelgitler yaşarken birden, saniyeler içinde elindeki bıçağı size saplar. işte o anda acı gerçek birden beyninizde patlak verir; ölüyorsunuz. gerçek olduğu net olmasına rağmen hala o kadar akıl dışıdır ki siz artık karnınıza sırayla saplanan bıçakların ıstırabına bile aldırış etmeden son nefesinizi vermeden önce bunun nasıl olabileceğini idrak etmeye çabalıyorsunuzdur. olay o kadar mantık dışıdır ki ara ara karnınıza saplanan bıçakların verdiği acıya yoğunlaşıp bir yandan unutmaya çalıştığınız acıyı bir yandan da kendi arzunuzla sonuna kadar yaşarsınız ki bunun bir kabus değil gerçek olduğundan şüphelenmeyesiniz.

ne yazık ki, ne sıklıkta kontrol ederseniz edin karnınızda, kelimenin tam anlamıyla “can alıcı” bir acı vardır ve gerçekten de ölmektesinizdir. hala bunun reel mi yoksa bir kabus mu olduğunu anlamaya çabaladığınız bilinçli acı çekme seanslarınız arasındaki saliselerle ölçülen zaman aralıklarında yaptığınız tek şey ise gerçekleşebilecek tüm ihtimalleri aklınızdan geçirip bunun nasıl olmuş olabildiğini bulmaya çalışmaktır. sonunda, son nefesinizi vermeye yakın talihsiz gerçeği bir anda idrak edersiniz. yapmış olduğu “aptalca akıllı” planı uygulayabilmek için sünger bıçaklarla dolu kocaman bir çuval aramaya çıkan kişi, aptallığı yüzünden (sayesinde?) sünger bıçak yerine gerçek bıçaklarla dolu bir çuval bulmuş ama bunun aslında aradığı şey olmadığını bir türlü idrak edememiştir. bu bıçakları yanınıza getirip size saplamaya başladığında da zaten -her ne olursa olsun kendi yaptığı plana sadık kalabilecek kadar aklı olsaydı bu şekilde olmayacaktıysa da- planının sonuçlarını görerek iyice zafer sarhoşu olur ve saadet ve sevinç ile planını devam ettirip getirdiği bıçakları teker teker size saplamaya devam eder.

sizse son nefesinizi verirken şunu aklınızdan geçirirsiniz; “aptal olduğu için onu kaale almaya gerek görmedim. yaptığı planın hiçbir işe yaramayacağından adım gibi emin olduğumdan, planını bilmeme rağmen sonuna dek yürütmesine izin verdim. ama hesaplayamadığım bir nokta vardı; her ne kadar kendisinin zekice olduğuna inandığı megaaptalca bir plan da yapmış olsa, her ne kadar şansın ona sonuna dek yardımcı olmasını -planını sonuna kadar uygulamasını sağlasa dahi nihayetinde bu zararsız bir şey olduğu için- görmemezlikten gelmiş olsam da şunu bir türlü hesaplayamamıştım ki; kendi yaptığı ultraaptalca planı bile uygulayamayacak kadar aptal olduğu için onun beynindeki şekliyle oldukça zararsız gibi görünen plan; bir anda kişinin aptallığı ‘sayesinde’ ve şansının da akıl almaz yardımı ve beni aptal yerine koyması ile öldürücü bir silaha dönüştürülmüştü… ve işte o silah da şu anda beni öldürüyordu.”

 

femmefauxx

Reklamlar