Fikrin Yüceltilmesi; 21. Yüzyıl Sanatı II

Sanatın tanımını değiştirme işlemi, özel bir çabayı gerektirmeksizin zaman içinde kendi akışında biçimlendi.Ve içeriğindeki ciddi değişim “yeni sanatçının” bu sıfatı kolayca benimsediği üzere onun üzerine yapıştı, eskiler küçüldüler ve eskiler tıpkı yok olmakta olan geleneksel sanat ustaları gibi yalnızlaştı.

Sanat; yaratılmış olanların yaratma eylemi iken, yaratılmış olanların üretme ve ürettirme eylemine dönüştü. Küratörlük, büyük çapta biçimsel değişikliğe uğrayarak bireysellikten organize sergi kuruculuğuna dönüştü. Sergilenen eserin mekanda ilişkilenmesi öncelikli olarak belirginleşirken, tanıtımı yapılan işin, yeni biçimlendirilmiş yaşam mekanlarına satışında ortaklıklar netleşti. Sanatın içeriğinden ziyade sanatçının popülerliğine çalışan süreçlerde sanat, bildiğimizden başka bir şey oldu.

Daha önceki yazımda sanatın çoğullandığından bahsetmiştim (https://mindonart.com/2013/10/24/fikrin-yuceltilmesi-21-yuzyil-sanati/). Burada, sanat yapanların, çok farklı kimlikleri ile sanatın dalının belirsizliğinden güç kazandıklarından bahsedebiliriz. Artık sanat yapıcı ; iyi bir ressam, iyi bir yontucu, iyi bir müzisyen olmadan, bunların hepsine vakıf, fikrine yasladığı bir şov ile ünlendirilebilir. Eser sanatçı ilişkisinde, sanatçının kim olduğunu sordurma becerisi eserin kendisine ait bir olguydu. Yeni üretimlerdeki, birbirine çok benzer tekrarlar, boyutları olmasa neredeyse izleyeni şaşırtmayacak.

Duygusal zekanın ve bir anlamda deliliğin dahiyane derinliğinin taklit edilememesi, yerini elit dekoratif çalışmalara terk edeli beri, alıcı da tekil bireyden medya patronluğu çoğulluğuna terfi etmiştir. Sahiplenme,  şahıslar için değil mekanlar içindir ve bu anlamda yeni sanat doğrudan burjuvanın hizmetine girmiştir.

Sanat özgürlüktür, bu anlamda sanatı kimin yapacağından öte kiminle paylaşılacağı sorusu ile yeni bir paradoksun kapısını aralıyabiliriz. Çağdaş sanat bienallerinde göze çarpan şık üretimlerdeki boyut olgusunu göz önüne aldığımızda, bu eserler ne kaybederler? Boyutlarını yitirdiklerinde,  aynı samimiyete, sıcaklığa ya da etkiye sahip olabilirler mi? Bir “ibriğin” usta bir işçilikle iki metre ölçekde resmedilmesi , ya da Andy Warhol’un serigrafi çeşitlemelerinin günümüz tekrarları , ya da kör kalmış enstelasyonların on beş günlük sunumları ne kadar kalıcı olabilir ve gerçek güçleri nerelerinde saklıdır.

Bir eylemin esere dönşmesindeki kriterler nelerdir sorusunu sorgulayarak varabileceğimiz noktaları hesap edersek; her eylemin görsel sonucunun sanat olamayacağını daha net anlarız. Öte yandan fikrin yüceltilmesi gerçeği, mekan ve kuratör desteği olmadan anında yok olmaya mahkumdur.

Soner Göksay / mindonart / 2013

Reklamlar