Vincent_van_Gogh_(1853-1890)_-_Wheat_Field_with_Crows_(1890)

Büyük acılar içinde geçen sorunlu yaşamında kısacık bir dönem; sadece 8 yıl resim üretti,bir kez satabildi. Sonunda, kendi yaşamına son verdi. Şimdi ise dünya, resimde devrim yapan eserlerinin peşinde.

Boya yeme saplantısı, kullandığı renkler ve pasta kıvamlı dokusu düşünülünce pek de şaşırtıcı kalmıyor. Beş kardeş içinde en çok Theo’ya yakındı. Madencilerle birlikte geçirdiği sefil iki yıl sonrası, toplum alışkanlıklarına zıt karakterli, dağınık görüntülü Gogh, 1880’de kardeşinin desteğiyle resimle yakınlaştı ve ilgi çekti. Genellikle donuk renklerdeki figüratif resimler bu sefaletin izlerini taşıyordu. 86’da Paris’te empresyonizmle tanışması onun resmini değiştirdi. 88’de Güney Fransa’da(Arles) Gaugin’le çalıştı.

88’de akli dengesi sorun çıkarmaya başlamıştı ki, bu onun kulak memesinin bir kısmını kesip, gözde fahişesine verme niyetinde kan kaybından ölmek üzere bulunduğu dönemdir, Van Gogh gönüllü olarak Saint -Rey’de bir akıl hastanesine yattı.

Vincent_Willem_van_Gogh_128

89’da kardeşi Theo, onu Paris kuzeyinde bir kasabaya yerleştirdi. O meşhur buğday tarlaları resimlerini burada yaptı. 90’da kendi yaşamına son verdi.

19.yüzyılda geliştirilen yeni pigmentlerle tanışan Van Gogh, çılgınlığının uç dönemlerinde bu son derece zehirli pigmentleri tüpten yemiştir. Hatta onun nörolojik semptomlarına arsenik ve cıva zehirlenmesinin neden olduğu düşünülmektedir. Ancak en çok ikna edici teori, çift kutuplu, “manik depresif” düzensizlik çektiğidir. ” Şakak lobu sarası” ikinci tezdir ve sanrıları açıklayabilir.

MOMA-01-1-Vincent-Van-Gogh-Starry-Night

Her ne olursa olsun sanatçının günümüz olanaklarında tedavisi mümkün görünüyor, ama bu tedavi onu nasıl etkilerdi? Yani sanatı aynı gücü koruyabilir miydi? Bugün çok sorulan soru, bilincin dehayı ne derece köreltebileceğidir ve Van Gogh düşünüldüğünde deliliğin gücüne açıkça tanık olabileceğimiz resimler söz konusudur.

kalfa / mindonart / 2013

Reklamlar