Rembrandt karşısında

Rembrandt karşısında / sanatın altın çağları

Yozlaşmanın Kuşatmasında Sanat

Öncelikle, sanatın kullanım araçları ne kadar basit olursa olsun elit bir ifade biçimi olduğundan söz ederek başlayabiliriz. Bugün dünyada gelenekselliğine yoz bulaşmamış bir avuç kültürün ürettikleri, sadece bu yüzden, pazarlara değil galerilere taşınmaktadır. Bir aborjin bezemesinin yeri, bu katıksız içtenlik ve özgünlüğü yüzünden elit ( burada kullandığım anlamı ile; üst düzey, nitelikli ve estetik değere sahip) işler arasında sınıflandırılır.

Sanat; tarih boyunca inanç, toplumsal değişiklikler ve savaş olguları ile biçimsel farklılıklar göstermiştir. Çıkış noktası bir “ide” tarafından beslendiği içindir ki savaşlarda hedef alınmıştır. Günümüz toplumlarında kültür ve sanata değer verenler, demokrasi konusunda daha ileri, toplumsal sınıf farklılıklarını kısmen iyileştirmiş olanlardır. Toplum gelişimi için sanatın desteklenmesi ön koşuldur. Sanata yabancı olmak ya da sanat karşıtı olmak, aydınlığın ve hümanizmin değerleri ile çelişir.

Rothko karşısında / sanatın altın çağları

Rothko karşısında / sanatın altın çağları

Gelişmiş toplumlarda,  her türlü sanatsal eylemin, hatta oldukça radikal ve yönetim aleyhtarı olanlarının bile değer gördüğü ve  hoş görü ile karşılandığı gerçeği ile gelişmekte olan ülkelerde karşılaşmayız.

Geleneksel sanatı korunmamış, küçük sanatkarı teşvik edilmemiş toplumlarda, sanat bireysel olarak yaşam alanı bulur ve ne yazık ki paylaşımcı olma yolları devlet eli ile kesilmiştir. Oysa toplumun nefes aldığı, umutsuzluğunu onaran hayati öneme sahip bir alandır “sanatın desteklenmesi ve paylaşımı”.

Türkiye için düşünüldüğünde, sanatın, toplum üzerindeki algısı maalesef yönetimler tarafından yıpratılmıştır. Hatta içinde bulunduğumuz dönemde, insanların apolitize edilmesi için,  çok sayıda yozlaşma aktörünün kullanıldığı  bir sanatsal duyarsızlaştırma çabası belirgindir. Peki , yönetimler neden sanattan korkarlar? En basit yanıtı, sanatın devrimci özelliği ile, insanı uyandıran, ileriye dönük tavrının varlığında aramak gerek. Devletin medyasına hakim olanlar elinde sanat; saray soytarısı çabasına indirgenerek , kökeni belirsiz uğraşlar sanat olarak öne çıkarılıp, popun popülerleri sanatçı olarak sunulduğu sürece, gerçek sanat üretimlerinin içine tükürebilecek halk desteğini bulanlar olacaktır. Bu durumda  bireyselliklerinden hoşnut, sanatına odaklı sanatçıların keşfedilmeyi bekleme lüksü kalmaz.

İyi eser, sanatçıdan öndedir, eser tanıtır sanatçıyı. İşin katıksız tarafı bunu öngörürken, iyi eserin tanıtımı küratörlük / sanat tüccarlığı eline kalır. Burada, sanat tüccarının gücü, ki bu sanatsal kapasite zenginliğinden çok maalesef ekonomik güçtür, yapıtın tanıtılmasında önemli rol oynar. Hatta tanıtımı yapılan yapıtın gücü, tanıtımından zayıf kalır çoğu zaman. Sorun da burada başlar; keza bireysel üretimini tanıtarak satamayan sanatçının yerine, bazı küratörlerin, yönetimle sıkı ilişkide olan  mimarlarla  ortakları sonucunda, bir anlamda çalıştırdıkları  yeni bir profil belirginleşir. Eser, plastik sorgulanma, sanatsal değer, sanatçının altyapısı ya da sanat tarihi içindeki yeri sorularından sıyrılarak , dekorasyonu yapan eliyle küratörün belirlediği ederle, olabileceğinden yüksek rakamlara satılır. Sanat bienallerinin Türkiye’deki durumu, bu ilişkilerin taze tutulduğu buluşma mekanlarının yaratılmasıdır. Özetle, küçük ölçekte üretim yapan sanatçılar, yozlaştırılmış kültür elinde önemsenmeyi beklerken, serigraf destekli 60’lı yıllar tekrarı işler,  çok büyük bedellerle, ikinci üçüncü eller tarafından mekanlarla buluşturulur(dikkat edin, alıcıyla değil “mekanlarla”).

Öte yandan sanata değer veren bazı yerel yönetimlerin çabaları da, kamusal alana bir kaç heykel diktirmek çabasını aşamamıştır. Bu çabaların arkasında, gerçek bir sanatçıya ulaşma öngörüsü varsa, desteklenen işin nitelikli olma olasılığı da artar. Malumunuz üzere, memleketteki kamusal alan ve şehir girişlerinde heykeller, yerel üretim simgelerinin biblolarının bir boy büyüğü olarak, çoğu da zevksizlik örneği bir gövde ile karşılarlar bizi.

Sanatın formu ne olursa olsun, sanatın ucuzlatılması yoz kültürün marifetidir. El sanatlarının mütevazi gelenekselliği ile sanatın devrimci eylem içeren yenilikçiliğini birbirine karıştırmış toplumlarda sanat, “ben de yaparım” zihniyetine indirgediği içindir ki, eserin satışı sadece burjuvanın elinde parsellenmiş alanlara kalır.

Kendinizden sorgulayabilirsiniz ;  siz, ya da çevrenizden hangi tanıdığınız başkasının ürettiği bir eserin dünyasına sahip olmak adına bedel ödemiştir?-Eser çok pahalıdır! Eser pahalı değildir, insanların esere yaklaşımı ucuzdur! (Sürecek)

soner göksay / mindonart /2013

Reklamlar