Fotoğraf; Aycan Gönenç / 2014

Fotoğraf; Aycan Gönenç / 2014

Aynen bu şekildeydi söyleşinin başlığı; Soru sorarak attığımız başlıklar sorularımızı sorgulamamızı sağlıyordu çünkü.

Birbirimizden çok şey öğreniriz,birbirimizi keşfederken.Ve açıkçası böylesine hastalıklı dünyada,her birimizin biricikliğindeki arızaları kabullenmeye başlamamız tahminimizden uzun sürer.Evet, anne karnından atılmamızın ya da alınmamızın ardından yaşadığımız güvensizliği, kendi çabamızla yenerek güçlendirmek ve korkularımızla baş edebilme çabalarımız belirler hayatımızı.Temel korkular, masum ve herkesin malıdır; anne baba kaybı korkusu,uzuv kaybı korkusu…hepsi temelde yalnız kalmanın yeterince kabullenilmediği bir dönemin baskın korkularıdır.Oysa temelin temelindeki ölüm korkusunun farkındalığı ve bunu kabullenmenin mantığı, bir mücadeleyi öngörmedikçe başarıya ulaşır.

Canlının  var olması, ölmesi için nedendir ve yaşam süresini belirleyen aslında insanın var oluşa uyumu ile ilgilidir.

Korkularımız çaresizdir, şayet kabullendiklerimiz sadeliği içeriyorsa.

Toplumsal yaşantı, günümüz kaosu, korkuları yoğun nesiller ürete dursun,bireyin korkularını yenme yöntemleri hala sınırsızdır.

Fotoğraf; Aycan Gönenç / 2014

Fotoğraf; Aycan Gönenç / 2014

Belirsizlik yaşamın formunu belirlerken, korkularımız da belirsizlikten kaynaklanır.Acaba gerçekten öyle mi? Yoksa öğrendiklerimiz mi korkularımızın kaynağı.Yanıt değişken olabilse de,temelindeki ölüme direnme uğraşı bazen bizim için yorucu olabilir.Sevdiklerini kaybetme korkusu olanlar sevme potansiyeline sahip oldukları içindir ki yaşama karşı ne kadar kırılgan olursa olsunlar doğru bir seçimle en büyük direnci gösterebilirler.

Sanatı sevmek, felsefe üzerinde çalışmak, insan sevgisi temelli  inanç,insana ait değerlere duyulan merak, ve koşulsuz vermek…aslında tüm insani değerler insanın korkularının üstesinden gelmesi için gereken kaynağa sahiptir.

Fotoğraf; Aycan Gönenç / 2014

Fotoğraf; Aycan Gönenç / 2014

Günümüzde, henüz adından pek söz edilmeyen mutsuzluk kaynağı, internetin  potansiyel depresyon nedeni olmasıdır.İnternet depresyonu,gün içinde maruz kalınan sayısız olumsuz ve kaynağı net olmayan bilgi kirliliği ile insanın ruhsal dayanıklılığının sınırlarını zorlamaktadır.Gerçek olmayan bir yaşantıdan göndermeler içeren sosyal paylaşım siteleri  insan üzerinde tıpkı reklam filmleri gibi özendirme, kıskandırma etkisi ile mutsuzluk üretmektedir.Kişinin algısında, gördüğü her paylaşımda sanki diğerlerinin yaşadığı,kendisinin kaçırdığı izlenimi güçlenir.Ve teknoloji, korkularımızı haklamak için gereken güçlerimizden biri olan yetinme becerimizi köreltir.

Yaşam kendi akışı içinde yol alırken, bir şeyler yakalama çabamız olmaksızın, uyum sağlamamız bir adım olabilir.Keza dünya ömrünü tükettiğinde kazanan ilkellik olacak.

İlkelliğin öngördüğüne gelince; İnsani değerlerle bezeli sade yaşantı ve el işçiliği…Koşulsuz üretim,…sadece yeteceği kadar…

kalfa / mindonart 2014

 

Reklamlar