D e p r e s y o n d a m ı s ı n ı z ? “2”

………………………………………..

Resim, bizi iki boyut içinde, üç boyut algımızı zorlayacak bir serüvene çekmedikçe, yani valör zenginliği taşımadıkça, zayıf, çiğ ve etkisizdir.

Renk önemsizdir, rengin değeri önemlidir.Ve, sanatçının resminde huzur arayanların, resim karşısında duydukları hayal kırıklığı belki de o resmin sanatsal değerini onaylamaktadır.

………………………………………….

İlk yazı, yukarıdaki cümlelerle sonlanmıştı; kaldığımız yerden sürdürelim.

Özetle, sanatçıların, sanatsal eylemlerini geliştirme süreçlerinin pek de sıkıntısız olmadığını anımsatmakta fayda var.

“Teknik deha”ların rengi kullanımı daha az spontan, daha planlı olmasına karşın, içeriklerini farklı bir yol ile, “kadrajın ve ifadenin gücü ” ile zenginleştirdiklerine tanığız. Çağdaş sanat içinde çok sayıda   teknik gelişimini tamamlamış resim üreten olması, bunların yaptıklarının sanatsal değerlerinin yüksek olduğu anlamına gelmez. Keza, felsefi olgunluk taşımayan, çok sayıda süslemeci işin boy  gösterdiği fuarlara rastlamak artık sıradanlaştı.

Çift kutuplu bir etkiye sahip, yani “hem hasta hem tedavi eden”, sanatsal yaratıcılık, okullu olmak ile elde edilen bir zafer değildir.

Eser üretim süreci, sanatçının öngörüsüz ve plansız, doğal ihtiyaçlarından kaynaklıdır.

Sanat ile terapi, bu doğal ihtiyacın isteklerine yanıt verdiğinden etkili bir iyileştirici dışavurum olarak belirir.

Korkunun  paylaşımında en etkili yollardan biri olan sanatsal üretim, sanatçı için bazen yüzleşmeden başka bir anlam taşımaz.

Dramatik sahnelerin izleyiciye aktarılmasında yaşanan süreçte, sanatçı yaşadığı yoğun empati’nin verdiği eziyeti, izleyicinin hem hal olma becerisi / ya da ilgisi ile iyileştirir. Resme bakmak, sanatçı ile arada bir köprü kuran, onun anlattığı bir öykünün parçası olmak, bazen onu dinlemek, bazen görmezden gelmektir. Bireysel bir dışavurumun bencilliğinde bir paylaşım isteği gizlidir. Aynı bir romanın kitaptaki izi ile, bizdeki yorumu gibi. Ressam, yazar gibi davranmıştır özetle.

Tüm bu, izleyen ve üreten ilişkisinin çözümlenmesi, öncelikle göze bağlı olduğu için (pentür sanatında) çizginin tavrı ve rengin kişiliği öncelikli önem taşır.

Resmin, duygusu var ise,ağır olmalıdır.En eğlencelik tavırlarda bile çelişki içermelidir. Rengin kullanımındaki ustalık da,burada önem kazanır.

Bunun dışında kalanlar dekoratif’tir ve gerçek sanatçıların en uzak durduğu süsleme satıhlarından ibarettir.

 

Sadece iki örnekte açıklayayım;

Munch / Hasta çocuk / Paris,2.versiyon /1896

Munch / Hasta çocuk / Paris,2iversiyon /1896

Munch’ün ( yukarıda) “hasta çocuk” resmindeki ( ki,tüberkilozdan ölen ablasının bir seri resmidir.) renk kullanım ustalığını izleyin;. Yeşil,en hastalıklı hali ile kullanılırken,bu soğuk rengin, sımsıcak(turunculaştırılmış ) bir sarı ile nasıl kızın yüzünde çevrelendiğine tanık olun.

Kızın ifadesindeki masumluk,bu ışık etkisi ile katlanmış,hastalıklı yeşilden arınmış durumdadır. Bu;doğrudan,kızın masumiyetini kavramamıza neden olur.Annenin teslimkar beden dili,bir leke içinde tutsak edilmiş,kadrajda ikincil olarak algılamamıza neden olan bir düzenleme ile resmedilmiştir.Rengin,çizgisel doku ile kullanımı yaşananın soyut ve sanrılı etkisini güçlendirmiştir.

Ilya Repin / Beklenmedik Ziyaretçi /1888

Ilya Repin / Beklenmedik Ziyaretçi /1888

Repin’de ise ( Yukarıda) ; sımsıcak bir iç mekanda farklı duygular taşıyan bir karşılamaya tanık oluyoruz.

Son derece yumuşak bir renk kontrastına sahip,neredeyse empresyonit bir tavırda yapılan resmin gücü;beden dili ve yüz ifadelerinin kullanımında gizlidir.Sürgünden eve dönen babayı,küçük kız tanımaz,erkek çocuk (büyüğü) şaşkın ve sevinçlidir.Dermansız büyük anne koltuktan doğrulmaya çalışırken, eş ürkektir.Kapıyı açan hizmetçinin  umarsız bakışı, resmi izleyenin tepkisine eş değerdedir.

Bu resmin gücü, yinelemekte fayda var; ifadelerdeki çelişki zenginliği ve uyumlu sıcak renk anlayışınına eşlik eden yumuşak kontrastın birlikteliğidir.

Büyük sanatçılar,yaşamın yükü altında mücadele veren,duyarlı kimliklerdir.

Depresyon; doğal olanın, insanın, insanlığın ve içtenliğin karşılaştığı bir rahatsızlık olarak, çoğu kez, çok insana,insanlığı anımsatır.

…………..

sürsün mü?

soner göksay / mindonart / 2014

Reklamlar