-…dedi.

 

-tek başımayım, ama adım attığım her yerde yenik düşmüş bir ordu gibiyim.

 femmefauxx/mindonart 2016

-aslında üçümüz de orada değildik.

20160217_153053.jpg

şahin kaygun – mavi saçlı çocuk (detay)

daha bu sabah, ed (Eda) en sevdiğim kahvemi hazırlarken, diğer koltukta uzanan kardeşim Merve‘yi gördüm. sonra telefonum çalıyormuş, Ed uzattı bana doğru. arayan babammış. sesi de her zamanki gibi irrite ediciydi. ne konuştuk hatırlamıyorum. ama neyse ki kısa sürdü. kesin ondan şikayet, bundan şikayet. falan.. en kısa sürede asabiyet kliniğine yatırılmalı. madem iyiliğimi istiyor, ben de ondan bunu isteyeceğim en kısa sürede. artık bu karanlık evde yaşamak zorunda kaldığım engel de ortadan kalkmış olur hem.

 

-ne de olsa bundan tam bir buçuk sene önce doktor test yaptı ve yüksek dozda deli çıktım. :’)

hayat çok vuhaf.. göz yaşları, travmalar, babalar, tapurlar falan.

                                                                        femmefauxx/mindonart 2016

-üzerimden 1 sene 5 gün geçmiş..

 

…kalbim sular altında kaldı. uyuyamadığım gecelerde herkese karşı sanki ben tek suçluydum, öyle olmasa da. sayenizde aşk’ın kimseye inancı kalmamışken, benimse hâlâ inanmak istediğim bir aşk var(dı?)..
sessizliğe otlarınızı dikip gittiniz, bıraktığınız çorak yerde attığım her adım dibe çekiliyor, mütemadiyen.
ve hislerimi toparlamak gitgide güçleşiyor. kafamdaki uğultuları dinleyen müziğin elinden bir şey gelse keşke..
-her zaman olduğu gibi- o varoluş sancısı, bugünü de liste başında kapatmak üzere. ama dünyanın en saçma soluğuyla da ölmek istemiyorum.
ölüm de, sevgi de, şefkat de, hüzün de neden böylesine genç görünüyor hep, fotoğraflarımda?
bu muydu beni bir şarkının giriş kısmına dönüştüren?
yüzümden söküp atamadığım “o ses”..
ne zaman koridorlarımda yürüyecek?
hiç varolmamış güzel şarkıların nakaratında, el değmemiş notaların üzerinde dururken “o”.. ve haddini bilmeyen hüznüm.
aslında gündüz vakti kendi sesime iki el ateş ettikten sonra değişti,
her şey, yıllar önce.
delirmek mecburiyetindeydim,
çünkü müziğin “yaratıcı”ya bağlılık yemini vardı..
“sanırım şuracıkta ağlayabilirim.” diye sayıklayan kafamdaki sese uyandım, ucu bucağı olmayan koridorların ucu bucağı olmayan köşesinde..

-oysa doğduğum andan itibaren,
sadece,
kendimi gönül rahatlığıyla gömebileceğim birini arıyordum.

femmefauxx/mindonart 2016

-kafamda dikenli teller..

 

70×100 cm. / Füzen ve Akrilik/ SONER GÖKSAY

70×100 cm. / Füzen ve Akrilik/ Soner Göksay

-..ve kalbimin acıyacağını bile bile

biriktirdiği

tüm hüzünlü ezgilerini

başımdan aşağı döken bir  “tanrı”.

femmefauxx/mindonart 2016

-içinde bulunduğum cansız dünyanın üzerinde yürürken..

-..parmaklarımın arasındaki sigara kadar yorgunum.

 

femmefauxx/2015

-birtakım kabuslar..

resim; soner göksay

desen; soner göksay

bilinçaltı denen tuhaf yerde ne yazık ki hep iyi şeyler olmuyor.
onun (bilinçaltı) uykudaki oyunları; bir görüntü, ses ya da koku günlerce kendine gelemeyen bir yasayan ölü yaratabiliyor..
göğüs kafesini canlı canlı açıp, içine korkularını ekiyor adeta.
köşelerden kapatmıyor ki, tüm gün boyunca ruhundan çevreye korkuları aksın.
bahsettiğim her şey bilinçaltı ve bilimum akıl oyunlarıyla alakalı;
çok özlenen biri, çocukluk travmaları, en büyük korkular..
insan beyni koca bir dehliz.
ve ben, içinde hissettiklerini saklamayan bi’ insan olarak; mütemadiyen kabus görüyorum.

-ve dün geceki ziyadesiyle korkunçtu.

femmefauxx/2015

Büyük Boşluğun Adı

11

 

Sahte başarılarınızla kendinizi oyalarken, maruz kaldığımız sosyal medya eziyeti içindeki, büyük boşluğun adısınız. Ne iyisiniz, ne safsınız…iyi ki varsınız.. sanatçı dostlar.

brutal touch / mindonart /2015

-dünyada sizinle izmir olmak varmış, bayım.

ikimiz de yok olacağımızın farkındaydık..
ve geçici ellerimizi naifçe tuttuk şehir gibi küçücük bir sonsuzlukta.

 

femmefauxx 2014/mindonart

-eşikte..

 

bütün bu kişiler,
isimler,
yerler,
tarihler,
tuhaf olaylar,
gereksiz ayrıntılarla uğraşan betimlemeler,
dile getirilmesi gerekmemesine karşın dile getirilenler,
dile getirilmesi gerekmesine karşın dile getiril(e)meyenler,
acemice saklanmaya çalışılanlar,
herkesin işine yarayan abartmalar,
gelişigüzel değinmeler,
geçiştirmeler,
platonik susuşlar…

-böyle yaparak hayatı acaba daha da içinden çıkılmaz bir hâle mi getiriyorum?

femmefauxx 2014/mindonart

 

 

-aynaların artık bizi tanımadığı bu fazla eski dünyada..

 

 

desen; soner göksay

desen; soner göksay

 

akorların ardından buyuran sessizlik, aşina olduğumuz sessizliklere benzemez:
dikkatli;
yaşayan bir sessizliktir bu.
varoluşunu hissetmediğimiz pek çok şey, bu sessizlikten faydalanarak içimizde mırıldanır;

-ve sona eren bir şarkının bize neler söyleyeceğini hiçbir zaman bilemeyiz.

 

femmefauxx 2014/mindonart

-…

 

yüzü, yüzümde bir kedi.
yüreğim, göğsümde bir kedi.

 

femmefauxx 2014/mindonart

-sürdürmeyi arzulamaya çabaladığımız varoluş ile uyum içindeki birtakım sesler.

..başkaları gibi değildim, hatta biraz daha iyiydim. bir kere, benim vicdani kaygılarım vardı, başkalarında ise  böyle şeyler katiyen yoktu. sonra ben sanatı seviyordum, her şeyden çok seviyordum, bu da tercihimi sınırlardı. başkalarının durumunda is böyle bir şey söz konusu değildi. son olarak ben, daha müşkülpesent biriydim, daha ince düşünen biri de diyebiliriz. beni yanıltan tam da bu incelikler oldu. kırılganlıktan başka bir şey olmayan şeyi erdem sandım, ve oyuncuları daha çirkin olmuş olsalardı alın yazımın beni tanık ettiği sahne, şüphesiz beni daha az sarsardı.

ortak yaşam benim için daha katlanılmaz oldukça, duygusal olarak yalnız olmak bana daha çok acı çektiriyordu. en azından çektiğim acıya makul bir sebep yüklüyordum. son derece basit şeyler beni ziyadesiyle geriyordu; sanki zaten suçluymuşum gibi, benden şüphelenildiğini zannettim. zihnimde yer eden bir düşünce, kurduğum bütün her şeyi bana zehir etti. hastalandım. eskisinden daha çok hastalandığım demek daha yerinde olur, çünkü kendimi bildim bileli biraz hastaydım zaten.

çok ciddi bir şey değildi. bu benim hastalığımdı, daha sonra da mütemadiyen başıma gelecek ve daha önce de başıma gelmiş olan bir hastalık; çünkü hepimizin kendine has bir hastalığı vardır, tıpkı kendi özel sağlığı gibi, ve bunun ne olduğunu tam olarak keşfetmek zordur. epey uzun bir hastalıktı; aylarca sürdü; her zaman olduğu gibi, bana biraz huzur verdi. ateşim çıktığında musallat olan imgeler, hastalığımla birlikte ortadan kayboluyordu; geriye sadece müphem bir utanç kalıyordu, ve hatırası, flulaşmış hafızamda silikleşti. işte o zaman, nasıl ki sabit bir fikir ancak yerine bir başkası konulunca bir anlığına yok olursa, ikinci saplantımın yavaş yavaş büyüdüğünü gördüm.. ölüm ayarttı beni. ölmek her zaman çok kolay gelmişti bana. ölümü tasavvur etme tarzım, aşka dair hayallerimden pek farklı değildi: ölümde bir bitkinlik, tatlı bir kaos görüyordum. o günden beri, ömrüm boyunca bu iki saplantı sırayla zihnimi oyalamayı sürdürdü: biri beni diğerinden kurtarıyordu ve hiçbir akıl yürütme beni ikisinden de aynı anda kurtaramıyordu.

yatağıma uzanmıştım; camdan, karşı evin yeşil duvarına bakıyordum, boğuk çocuk sesleri geliyordu. hayatın sonsuza dek bu yeşil duvar, bu boğuk sesler ve gizli bir hastalığın verdiği bu sıkıntı olacağını söylüyordum kendi kendime. hiçbir şeyin çekilen sıkıntılara değmediğini ve artık yaşamak istememenin zor olmayacağını söylüyordum kendime.. ve yavaş yavaş, kendi kendime verdiğim bir cevap gibi, içimden bir müzik yükseliyordu. önce hüzünlü bir müzikti, ama çok geçmeden böyle tanımlanabilir olmaktan çıkyordu, çünkü yaşamın ulaşmadığı yerde ölümün manası kalmaz, ve bu müzik de ikisinin çok üstünde süzülüyordu.

dingin bir müzikti, dingindi; çünkü güçlüydü. odayı olağanca dolduruyor, düzenli, yavaşça gelen şehvetli bir dalganın insanı beşiğinde sallaması gibi beni yuvarlayarak altına alıyordu, karşı koymuyordum ve bir an olsun yatıştığımı hissediyordum. kendi kendinden korkan hastalıklı bir kız olmaktan çıkıyordum: sahiden ne isem o olduğuma inanıyordum, zira hepimiz kendimiz olma cesaretine sahip olsaydık tepeden tırnağa değişirdik. alkış peşinde koşamayacak, hatta alkışlara tahammül edemeyecek kadar utangaç olan bana, büyük bir müzisyen olmak, içimde adeta bir yürek gibi çarpan bu yeni müziği insanlara iletmek kolay geliyordu. dışarıdan evin kapısına takılan anahtar sesi birden bu müziği kesiyordu ve ben aslında olup biten her şeyin sadece nabzımın hızlı hızlı atışı olduğunun farkına varıyordum.

 

 femmefauxx 2014/mindonart

-yarımlar içindeki yanılsamalar..

çok yetenekli, entelektüel, prezantabl, cool, kısacası ne kadar gelişmiş ülke insanının övgüleri varsa hepsini hak ettiğini düşündüğünüz kişi’yi tanımlayabilecek tek kelimenin “odun” olduğunu fark etmenin acısı büyük.

 

femmefauxx/mindonart 2014

-mesela.

 

-zaman ile heyecanın ters orantılı birlikteliği,
bu dünyadaki en güzel düet olabilir.

 femmefauxx 2014/mindonart

-saha ve zemin şartları, pazar sendromu’na ziyadesiyle müsait.

 

-küllüğümde kelebekler ve mayın..
kalbimin eskizini çiziyor.

femmefauxx 2014/mindonart