-…az.

bunca gerçekliğin içinde böylesine bir düş görmemiştim.
dört sene öncesine kadar.

femmefauxx 2014/mindonart

Reklamlar

-birimiz, birimiz için.

tüm hayatım boyunca dinlediğim şarkıları, anladım ki boşu boşuna dinlemişim.. uğruna harcadığım onca zaman ve emek manasızca uçup gitmiş. bir zamanlar taparcasına sevdiğim eserler, dinleyicileriyle aynı korku ve güvensizlik içerisinde notaya alınmış olup, anlamsızlığın ve sığ düşüncelerin başyapıtlığı olarak ziyadesiyle gözümden düştüler.

-çünkü hiçbir şarkıda, o’nu dinlerkenki hissettiğim etkinin en uzak bir ifadesine dahi rastlamadım.

femmefauxx 2014/mindonart

-nasılsınız?

ben,
bu yeryüzüne,
bundan önceleri de gelmiştim.
siz yaşayanlar, her zaman böyleydiniz.
bir dahaki gelişimde de, hemen hemen böyle olacaksınız.

nasılsanız.

nasılsınız?

femmefauxx 2014/mindonart

-…ve tanrı, ilk kurşuna yenilmişti.

yaşamınız, dolduramadığınız boşluklardan oluşursa, bir süre sonra rüyalarınıza hakim olamamaya başlarsınız; her ne kadar canınız yansa da, kaçınamazsınız rüyalarınızdan.

…………………….

Yalnız yatağınızda, bazen  rüyanız’la vedalaşırken,  aslında hiç var olmayan ikinci yastığın yerinde olmadığını anlamak istemezcesine dönmek istersiniz. Kısa süreli bir oyundur bu…

bazen,  öylesine kapılıp gidiyorum ki bu oyuna..

öylesine sade, öylesine güzel, ve adeta sevilemeyecek kadar “tekil”. ve o’na bakıyorsunuz, akşam güneşinin ulaştığı tozların arasında dolaşan ellerine, özü’yle böylesine bir oluşuna, ondaki o bir türlü izah edemediğiniz o şey’e, hiçbir zaman sizin hayatıınızın bir parçası ol(a)mayacak o olağanüstü şey’e; incecik, akıl almaz bir hüzünle bakakalıyorsunuz..

galiba bu nedenle  o boşluğun damarlarımda dolaştığını biliyorum. ..

keza,  ne zaman
kalbime isabet etse, dünyanın en devasa boşluğu meydana geliyor aniden. bir de, o acısı yok mu? (muhtemelen acı da değil, hissettiğim.)

aslında;  içimde tanrı’yı aramıştım. savaş vardı; ve tanrı, ilk kurşuna yenilmişti..

 femmefauxx 2014/mindonart

-…ve karanlık, derinliğin sesleri ile doldu.

Fotoğraf; femmefauxx 2013 / mindonart

Fotoğraf; femmefauxx 2013 / mindonart

yastığımın altında,

bana ait olmayan kabuslar..

                                                      femmefauxx/2013

-“ne hissediyorsun?”

bazen

yaşamını,

o’nun avuçlarına sıkıştırırsın.

o‘nu

solursun,

o‘na

bakarsın,

o’nu

yaşarsın,

o‘na

kapatırsın gözlerini.

ve bir gün

“ne hissediyorsun?”

diye sorduğunda;

sen

sadece

bu şarkının adını vermekle yetinirsin,

ruhunu avuçlarına bırakmak isterken.

 

femmefauxx/2013

yok

Kırk yarılmış kılın alçak duvarları aşılır,
dayanmanın sırtı serinkanlı velvele ve ani yakalanışları saklayış!  

Başı çeken kervanın başına gelen çekilir bu çekilir çile değil.
Durmak, hareket halinin muhasebesini tutar,
durmak, bilip de konuşamamaktır. 

Bir kulağı kesik mektupların diğer kulağından girse ne girmese ne havadisler.

Ayaklar altına alınan ayağımı yerden kesmeler,
gölge ederken ihsan isterler, veririm!

İçimin içime sığmadığı dalışları arıyorum, düşünmekte değiller hiçbiri!
Efkarlanmak, sırılsıklam vücudun zemheride dolaşması, üşümeyi bilmeyen.

İçi geçmiş ayılma uğraşı ve bir parçalanma hali birleştirmek
çanlar kimin için çeliyor (aklı)

 

spktrm/2013

-kesik bir düş.

-bilinmeyenin derinliklerinden, insana,

görmezden gelebileceği kadar uzak, yeniden fark edebileceği kadar yakın bir şeyi çıkarıyordu;

… gözleri bambaşka bir yüzyıldan ezgiler taşıyordu.

femmefauxx/2013

 

-kurtuluşu düşlerde bulmak…

-cennet olduğu sanılan bir cehennemde yaşıyoruz adeta.

femmefauxx/2013

-stranger.

-onu görmek ile sevmek; aynı şeydi.

 femmefauxx/2013

Uzaklık Evrimi

Uzaklık Evrimi

Biraz kaburgalarından bahsettik mahir trajedilerinin, eklem yerlerinde Eflak Boğdan, iflah olmazlığı tadında bırakılmış mantık hataları;
keskin sirke Montaigne zarar.

Unutulmuşluğunu alttan almaktan bıktığında, Hektor’un hasat zamanından

Hurdalığın, bedelsiz yardımlarına ihanetlerle dolduğunda;
Brütüsler ajitelerle nasıl kanına giriyor Avrasya’nın!

Tutarsızlık Hegel kolerasında yaşlanıyor, duyarsızlık swarowskilerde ikamet ederken;
Şirketleşmiş hizmetlerinin hezimetinde aldığın ahı, gerçeği saptırışını Spinoza üstlenmiyor!

Çıkarcı imtiyazların zirai protestliğinden beslenmekten vazgeçeceklerse,
Çivisi gevşemiş yiğitler, şuursuz kahpeler, namert goygoyların uzay maymunu olduğundan kimin şüphesi olabilir?

Tercihe sürükleniyorsun, sırp şarapneli gibi saplanıyor köhne ensene dayatmalar!
Aklındaki her bir entrika phaistos diski şimdi, çözülemiyorsun.
Yüzü asık bir fuzzy mantık sırıtıyor her yanlış anlaşıldığında.

Kendini oraya ait hissetmiyorsun, aslında en çok orada mutlu olduğunu düşündüğün sanısı tek tanığınken!

Herkesin deli tarafının yatkınlığısın bir nevi akılsızlığınla zararsız, yarım aklınla son derece zararlısın, Goethe’nin kulakları çınlasın!

Evrensel şüphelerde metodik şaibeleri avlıyor decart!

Kılıcı değildi Lukretius’un atladığı?! Kılıca damlamış eflatun bir mürekkep lekesiyle imtihanı.

Her badireyle tanıştırılıp çözümle küstürülenlerin mizanını karşılamıyor, ölçülerini kendisine saklıyor protagoras.

İmkansızı isterken, kendini, olası beklentilerden medet ummaktan uzaklaştıramamaktır doğası;
ve gereği her yaşam ideal ve yorgundur.

 

spktrm/2013

-keşke…

Fotoğraf; femmefauxx 2013 / mindonart

Fotoğraf; femmefauxx 2013 / mindonart

-size yakışır bir gölge olmayı dilerdim bayım.

“Ağır bir ezginin fotoğrafı”

Ezginin bir rengi vardır. Ve aslında, nerede durmak istiyorsa oradadır iyi bir ezgi. Sen duyasın diye bağırmaz.

Resim ya da fotoğraf da farksızdır. İyi fotoğraf , içeriği ile değil görselliği ile seni alıkoyar. Sesi, görüntüsü içindedir, iyi bir ezgi gibi, sen keşfedebileceğin sürece oradadır. Fauxx’un fotoğraflarını özel kılan herkesin kullanabileceği tekniklerin, onun elinde sağlam bir müzikalite kazanmasıdır. İzleyene dokunur fotoğrafları; çözemediğiniz anlamlarla doludur, ya da sonsuz boşluğuna sahiptir evrenin. Bildiğinizi düşündüğünüz, keşfettiğini sandığınız görüntü, beklediğiniz sesi vermez, size şaşırtır. Bu nedenle, bir resim gibi, izlenebilirliği zaman alır. Dokunmasını istediğiniz yanınıza dokunmayabilir, mutluluk vadetmez belki. Ancak sağlam bir plastik etki ile, “sanat farklılıktır”, “sanat duygu durumları harmanıdır” diye, sessizce “ses” verir…

madem ezgiden girdik konuya, fotoğrafları faux’un seçimi bu müzik eşliğinde izleyin lütfen…

 

femmefauxx tumblr ;  http://femmefauxx.tumblr.com/

femmefauxx; site içi yazılar kategorisinde ara.

“Çiğ Köfte kültüründe Çiğ Renkler”

Biraz sağa sola sataşasım var. Bireysellğin içinde, bir bireysel üretimin paylaşımı, ister istemez kaçak dövüşler gerektiriyor. Sanatçı ,elinde işi , satmaya çalışmaz kendini çünkü. Onun, işini satan aracılara ihtiyacı vardır. Evet bu aracılar ihtiyaçtır gerçekten de. Bazı narsistik sanatçının dizginlenip, satış yapmasına imkan sağlayan onlardır. Hoş ya, bir zenaatkarı da sanatçı mertebesinden besleyip, “kendine teslim olmuşlara” hızla bir sanatçı oluşturma becerileri de vardır. Benden söylemesi, alıcı da belli bir kültüre sahip değilse satıcının kollarındadır koşulsuz. Resim; ister dekoratif, ister sağlam pentür, ister gelenekçi, ister çağdaş olsun, yeni” bir şeyler”den bahsetme becerisi ancak onu olgunlaştırır. Bir entelektüel birikim gerektirir özetle. Balaban misali gelenekçi çıkışlı da olsa, Doğançay misali çağdaş da olsa, sınıflandırılacağı yerde hak ettiği değeri görmesi için farklılıktan bahsetmesi gerekir. Sanatı gelişmemiş toplumları düşünün,  neyi gelişmiştir ki? Ya da gelişmiş bir toplum gösterin sanatsız, var mı? Türkiye’nin içinde, gelişmiş sanat ve gelişmiş sanatseverler varken, heykel yıkan, sanata tüküren gelişmemiş zihniyetler nasıl bir gelişim köprüsü kurabilirler? Kısa tutalım okunsun,…sabrın olmadığı günümüzde sabrına hayranlık duyabileceğimiz işler gösterin, var mı?

Kurslarda boyayı yağla karıştırmayı öğrenmişlerin, çiğ renkli rengarenk tuvallerinde ,Bob Ross misali yaşama sevinci duyanların bolluğunda… Kitch‘inizi sevsinler.

……………………….

Çoğunuz onu TRT’de resim yapan adam olarak tanıdı. Bob Ross, belki de, onu seslendirenin sıcak sesi sayesinde, yarım saatte tamamladığı resimler ile sevgi kazandı. Zaten yapımın adı da joy of painting, “Resim Sevinci” olarak seçilmişti. Kötü zevk ürünü üretimlerin, beğeninin gelişimine giden yolda bir basamak olabileceği düşünüldüğünde bu tür resimler sanatı sevdirme adına katkıda bulunabilir. İyimser bir tahminle resim ve sanat sever sayısı artabilir. Öyle mi oldu dersiniz?

……………………..

1942 doğumlu Bob Ross, Amerikalı ressam ve tv yapımcısı ,1995 yılında öldü. Ressamın, sanatçı sıfatına terfisi , yaptığı resimlerin ezber temelli ve geniş fırçanın çok yönlü kullanma becerisinin ona yüklediği yoğun zenaatkar görüntüsünün gölgesinde kalmıştır. Kitch, bilindiği gibi çoğunluk tarafından beğenilen, geliştirilmemiş bir beğeni taslağıdır. Aslında Bob Ross resminde hayranlık uyandıran, ortaya çıkan görüntüden öte, kısa sürede yaşanan illüzyonda beliren suretin hızıdır.

……………………

yazı bitti,… elde kalan bir avuç soru? Soru sordurmayı başarmak ne iyi..

  Brutaltouch / mindonart 2013

Sıradanlığa Karşı

Bir fotoğrafa, tüm duygularından arınarak, onun gözleri ile bakamayan, bir resme bakarken onun sürecini yaşayamayan, yaratılmış olanın en uysal, en masum kendini ifade etme biçimi olan sanata hayranlık duyamayan, kendini geliştirmek bir yana, gelişmiş olana tahammül edemeyen, şiddeti, ezikliğinin kalkanı şeklinde kullanıp, bir yaşam formu olarak ömür tüketenlerin, umutsuzluk ve karamsarlığa sürükledikleri toplumun ilacı; eğitim ve yine sanattır. Sanat bazılarının sandığı gibi, şuursuz bir üretim biçimi değil, eğitilmiş olanın, sıradanlığa karşı yeni bir dil oluşturma çabası ve yaşamda açtığı küçük soluklanma pencereleridir. Cehalet bu nedenle Sanattan korku duyar varlığından rahatsız olur. Sadece, İnsan mayası “temel eğitim” görmemiş kişiler yaşamlarını sanatsız idame ettirebilirler.

soner göksay / 2013