hep.

20121229-223837.jpg

parmak uçlarından sızan,
kırılan,
ve sonra tekrar bütünleşen dünyası gözlerimi kamaştırıyor,

-olduğum yere mıhlanıyordum.

femmefauxx

-sesli düşünüyorum.

çok bekleriz ya hani. her seferinde farklı hayallerimizin gerçekleşebileceğini düşünüp,
o rüzgarlarla savrulmaya bayılırız.

işte o rüzgarı abartıp içimde gittikçe büyüttüğüm fırtınalar söz konusu.
bazen o girdaplara kendimi o kadar çok kaptırıyorum ki, yaşadıklarıma birebir yansıyor.

aylardır izmir’de müzik ve kendi yaşam alanımı oluşturma aşkına kavuşamadım mesela. ziyadesiyle garip ve acıtan bir gerçek söz konusu.

madem şu an arayış devam etmekte ve eksik bir şeyler hayatımda; geçmişimde yaşadığım tamamlanma eylemlerinin
müzik ve kendi yaşam alanımı oluşturma aşkına kavuşamamaktan bir farkı kalmıyor. cidden bir farkı olsaydı şayet, şuan makul aşık portresi
çizilebilirdi.

-ve şu an; benim tuvalim de siyah, kalemim de.

 femmefauxx

plastik…

...

Yürüyorum.Köşede zayıf bir adam.Esmer.Yanakları çökmüş,çenesini altında, boynundan başlayan bir pamuk sarkıyor,sakalı…Kırmızı bir kıyafet üzerinde ponponlu.Noel baba formunda bir çelişki.Dönüyorum ara sokağa,kış akşamı karanlığında. İlişkisizleşen toplumun apartmanlarında perdeler açık…”Açık” bir çelişki.Bir şeyleri göstermek istiyorlar;renkli,sönüp de tekrar yanan ışıklı yılbaşının plastik ağaçlarını.Ağaçlar plastik,kültürel yozlaşma simgesi benim için..,ondan plastik.Yürüyorum.Ben hep böylemiydim?Hep böyleydim.Sevmezdim bayramları.Bolca mendil,biraz harçlık,çokca şeker…Ama heyecanlandırmazdı beni bayramlar.Çok yaş aldıkça,geçmiş bayramlardaki figürlerin çoğunun öldüğünü düşündüm,bazıları;merhaba demeden ellerini dudaklarıma uzatırdı…Oysa eli öpülecek insanı daha o zamandan seçerdim ben…Yürüyorum.Çelişkilerine basarak mutlulukların ve nedense tebessüm ederek sırıtkanlığına çirkinliğin.Yeni bir yıl…Bir yıl, yeni olabilir mi diyorum Tuncay hapisteyken.Popüler kültürlerinize ve ithal eğlencelerinize küfrederken aklıma Valentin’in günü geliyor.Başarıyorlar mı?Başarıyorlar.Herkesin eline, aynı gün verilen güllerle sevginizi sıradanlaştırmayı…Başarıyorlar.Yol bitiyor;…evdeyim,elimdeki tek şey çelişkilerin yükü;…oğlum on yaşında,…benden yirmi liralık yılbaşı ağacı almamı istiyor.Yürüyorum,…sustukça ben,başardıklarını görüyorum.

    Kalfa, 2012 sonu

Birtakım…

-birtakım ispatlanamayan katiyetler içerisindeyiz.

                                    femmefauxx

bu kadar çok toz pembe hayali,

simsiyah bir kağıda çizmeyi

hiç planlamamıştım.

neyse ki çıkarken ışığı açık bıraktın,

-teşekkür ederim.

                            femmefauxx

Şu Resim Yapma Eylemi

   Resim sanatının ve sanat yapma eyleminin ardındaki “hayatla başedebilme” olgusu sanatçının öncelikli ivmesini oluşturur.

Eğlencelik düzeyde resim yapma eylemi analitik bir zekanın öngördüğü çözümlerle sanatı kavramaya çalışır.Oysa Sanat,özünde tam bir karmaşa barındırır ve çözümü olmayan,çözüme giden sürecin eylemidir.Bu nedenle salt akılcı yaklaşımla resmi anlamaya çalışmak oldukça risklidir,ne var ki genel geçer yaklaşımlar ve günümüz insan profili böyle bir eğilime sahiptir.

Sanatçı eğitmenlerin(az sayıda ;Türkiye koşullarında yalnızca eserlerinin satışıyla yaşayamayan sanatçılardır.)çok sık karşılaştığı, kursiyerin “resimyapma reçetesi” isteme eğiliminin altında bu gerçek yatar.

Sanat eseri; Sanatçının yaşamından,korkularından,hesaplaşmalarından beslenir ve sanatçının kişiselleştirdiği özgün teknik ve plastik disiplini elden bırakmadan, bunların harmanıyla oluşur.Yani sınırsız bir içsellik,(içgüdü/öğrenilmiş oanların alışkanlıkları/estetik yüceltme vd.)bilinçli bir örgünün kontrolüne verilir.İşte zorluk da tam burada başlar…     (sürecek)

Soner Göksay

Soner Göksay

soner göksay

victor ben.

doğrusu herkesi

ve her şeyi,

juliette drouet uğruna çiziktirdim

gösterişle boyanmış aynanın arkasına;

-karşısında bir hiç dikilirken.

femmefauxx

kendini tekerrür ederken dahi istikrarlı hareket etmeye çabalayan bu deneysel dünyanın içinde,

içinde gezindiğin koridorlarda terk ediyorsun;

-geçmişini.

femmefauxx

FA 111 Yeni Proje

Fa 111,Final dönemi çalışmalarında öğrenciler,kendilerine verilen bir sanatçıyı analiz ederek T-Shirt biçiminde hazırlanmış bir yüzey üzerinde boya çalışması yapıyorlar.Çalışmanın hedefi,boya tekniklerini ve malzemenin davranışını süreç içinde keşfetmek.Bunu yaparken,inceledikleri sanatçının paleti ve doku karakteristiği dikkate alınarak yeni bir özgün düzenleme hedefleniyor.

DSCF4064DSCF4061DSCF4063

Yarım…

b,w,black,and,white,confirmation-13abd388a765013055c51011748c2a3f_h

yarım bir düş.

milimetrekarelik samimiyet.

güzel eller.

biraz kafein.

biraz koku.

bir parça izmarit.

yastığımız.

uykumuz,

uykusuz.
        femmefauxx

Koku…

tumblr_lco6djk38p1qd0kdao1_500

koku… olmadık zamanlarda, olmadık yerlerde bir koku gelir takılır burnuna. o an ilgilendiğin ya da düşündüğün her ne varsa bir kenara bırakıp istemeden o kokunun neler hissettirdiğinin tadına varırsın. onun kokusu, parfümü, teni…kafa artık başka diyarlardadır. gözler, yakınlarda onun olduğunu hissederek dolanır durur. küçük bir heyecan, derin bir iç çekiş ve tabiki bir sigara gelir ardından…

siluetlerinizi unutmuş olabilirim, oysa kokularınız hala yanı başımda…herbiriniz ayrı ayrı.

   femmefauxx

“yoksun.” dedim.

 

“kimsen var mı?” diye sordum

“yok.” dedi.

“evin de mi yok?” dedim.

“yok.” dedi.

sesim dönüp dolaşıp çarptı kendime.

aslında bunu çok sık yapmıyorum.

neyi?

kendi kendime konuşmayı.

sanırım yine yaptım.

çoğu zaman, her şey filmlerdeki gibi gelişiyor aklımda. fon müziği… ortama göre, insanlara ya da ruh halime göre. evet, özellikle ruh halime göre. mesela az önce kendi kendime konuşurken “strawberry fields forever” çalıyordu fon müziği olarak. oysa ben fon müziği olarak “strawberry fields forever” çalan filmlerden hoşlanacağımı düşünmezdim. fon müziği olarak “us and them”çalan bir film izlemek isterdim hep. evet, hep istedim bunu. böyle bir film var mı acaba?

“yok.” dedi.

kim?

bilemiyorum artık bununla nasıl başa çıkılır. adım atsam ses duyuyorum. sağa bak ses, sola bak ses… sessizliği özledim. ben aslında sessizliğin nasıl bir şey olduğunu bilmiyorum. sanırım akranlarım -hatta benden yaşça büyükler- bile bilmiyor olmalı sessizliği. -fakat hatırlayamadığım- en derin sessizlik annemin karnında geçirdiğim dokuz ay boyunca beni saran sessizlik olsa gerek. artık hiçbir yer sessiz değil. mesela odam. benim odam hiç sessiz değil. en olmadık anlarda -artık fabrikalarda bile üretimi durdurulan hp-laptop’umun motoru devreye giriyor örneğin. -soğutucu alacak kadar bile param yok şuan zaten-

kim o?

kim kim?

ne oldu yine? biri bir şey dedi sanırım. yazarken düşünmek ne zor.sessiz kalamayınca zorlaşıyor her şey. laptop’umun motoru diyordum en son. evet, laptop’umun motoru. laptop’umun motoru olmasa babamın sesi(!) devreye giriyor. o da suyumu soğutuyor… görüyorsun işte, modern insan için sessizlik-

“yok.”

kesin sesinizi artık! yeter! nereden buluyorsunuz konuşacak bunca şeyi? ben konuşacak o kadar çok şey bulamam aslında. ne zaman uzun bir konuşma yapmaya çalışsam birkaç cümleden sonra susarım mutlaka. karşımdaki kişi sıkılıp uzaklaştıktan sonraysa anlatacak bir sürü şey gelir aklıma hep. düşünce kekemesiyim kısacasını söylemek gerekirse.yağmur mu yağıyor ne? oysa havada tek bir bulut bile-

“yok.” dedi.

o dedi. ben değil. ben bir şey demedim. hatta epey güzel bir hava olduğu bile söylenebilir şu saatte. çevremde olup bitenlerin farkında olmak istiyorum. hem zaten ölümden korkmuyorum aslında. ölmek de doğal bir şey sonuçta. hatta ölümün doğallığını, hayatta doğal olmayan bir çok şeye yeğlerim. ama aslında olmayan düşüncelerimin beni köşeye sıkıştırdığı nokta da işte tam burası. bu büyük bir sorumluluk. sırtında dünyayı taşıyan atlas’tan farkım yok. oysa belki dünya da-

“yok.” dedi.

“var.” dedim.

ölümden korkmuyorum aslında. ben sadece karanlıktan korkarım. küçük bir kız’ın en çok korktuğu şeydir karanlık. korkmayanları da hep kıskandım. oysa karanlıktan korkulacak ne var ki? karanlıktan korktuğumu düşünmediğim zamanlarda karanlık hakkında ne düşündüğümü sorsanız; karanlığı sevdiğimi bile söyleyebilirim. işte bu kadar sinsi bir korku bu. diğer bütün korkular gibi. ölüm korkusu örneğin. ölümden korkmuyorum aslında. ben sadece karanlıktan korkuyorum. oysa karanlıktan korkulacak bir şey-

yok.

ayaklar görüyorum. üzerime üzerime gelen ayaklar. bir bilinmeyene doğru yürüyen ayaklar. korkuları olan, kalabalıkta konuşmaktan çekinmeyen, sessizliğin yokluğundan rahatsızlık duymayan ayaklar bunlar. kokuşmuş bir dizi düşüncelerini gezdirmeye çalışan sürü sürü ayaktan başka hiçbir şey değiliz aslında. düşüncelerimizde dişe dokunan tek bir tümce bile-

“yok!”

hayat önümüze öyle şeyler sunuyor ki, ölümde bile şaşırmıyoruz artık.her şeyi çözdüğümüzü, evrenin bizi şaşırtacak tek bir sırrı bile kalmadığını düşünüyoruz. yaşam bizi şaşırtmıyor artık. olduğumuz gibi yaşamalıyız ne de olsa. savunmaya gerek-

“yok!”

ölüm de-

“yok!”

aslında sen de-

“yoksun.” dedim.

                                                                                                         femmefauxx